Yapış Yapış bir Temmuz Günü ve Kadıköy

Yapış Yapış bir Temmuz Günü ve Kadıköy

Sabahın köründe sokaklara dökülüp Kadıköy’e doğru yol aldım. Yine kitap krizim tuttu ve hedefe kitlenerek Alkım’a daldım. Yaklaşık bir saatlik bir Alkım turu sonucunda sırıtan bir yüz ifadesiyle kasaya yaklaştım. Çalışanları artık tanıyorum ve sanırım onlar da beni tanıyorlar. Benim gibi her ay bir sürü kitap ve DVD alan müşteri azdır sanırım. Kasadan kitaplarımı geçirdiklerinde “limit aşımı” olduğunu söylediler. Nakit almayı düşünürken kasiyer bayan “limitinizi yükseltebiliriz sanırım” diyerek göz kırptı. Sistemden harcamalarıma ve ödemelerime  baktıklarında bunun yerinde bir karar olduğunu görüp iki dakikada limitim yükseldi. Böylece iki film ve 5 kitap aldım.

Filmlerim

1.Love Tangles

2. The Grifters

Kitaplarım

Küçük Oteller Kitabı 2010

Tarih Boyunca Yemek Kültürü – Murat BARDAKÇI

% 100 Salata – Mesut ERDOĞAN, Buğrahan ŞİRVANCI

İtalyan Lezzetleri- 3 Michelin Yıldızlı Santini Mutfağı’ndan Eşsiz Tarifler (Boyut yayın Grubu)

Ateşle Oynayan Kız -Stieg LARSSON

Alkım’dan çıktığımda sıcak hava yüzüme çarptı ve esintiden eser yoktu. Netbook ve ıvır zıvırımın olduğu bez torbam omuzumu kaşındırıyor, Alkım poşeti’nin içerisindeki hazinem ellerimin kesilmesine sebep oluyordu. Hızlıca Rexx sineması’nın sokağına doğru tırmanışa geçerek kendimi Mozaik Cafe’ye atmaya karar verdim. Yanımdan geçen kimi insanın ter kokusu burnumun yamulmasına sebep veriyordu. Başka zaman olsa sinirleneceğim bir durum bu ancak hava o kadar sıcak ve nemli ki, eminim ben de başkalarının burunlarını yamultuyordum.

Mozaik Cafe’nin tepesinde fır fır dönen duran vantilatör içerisini serinletmeye yetmese de ona bakıp serinlemeye çalışarak bol buzlu limonatamı yuvarladım. Mozaik cafe, tam benim ruhuma göre döşenmiş yeşil renkli dekoratif demirli masaları ve sandalyeleri olan bir cafedir. Açıkçası dekorasyonu hoş olsa da, temizlik konusunda pek hassas olmadıklarını düşünüyorum. Özellikle tuvaletlerinin biraz bakıma veya yenilenmeye ihtiyacı var ve kıyıda köşede toz var ki bu cici yere yakıştıramadım.

Dedim ya hava o kadar sıcak ki, servisi yapan çocuğun kan ter içinde siparişimi alması beni, rahatsız etmedi. Diyebilecek hiç bir şey yok, olamaz da. Bir ara aşçısı dışarıya doğru çıkıp hava aldı, üstünü  inceledim kıyafeti olabildiğicne temizdi. Bu sıcakta dışarıda yemek yeme fikri pek sarmasa da kahvaltı yapmadığımı hatırlayarak “köri soslu tavuk” ve “ayran ” istedim. Geldiğimde bomboş olan mekan benden sonra 5 masasını doldurmayı başardı. Belki komik gelecek ama mekanlar konusunda “uğurlu” oluğumu düşünüyorum. Bugüne kadar hangi boş mekana adım attıysam, benden sonra mutlaka dolmuştur. Bu da beni mutlu ediyor çünkü kendimce cadılık edip büyü yaptığımı düşünüyorum :)

Köri sosu, tavukta en çok yakıştırdığım soslardan biridir, ancak bu seferki biraz tuzluydu. Tuz konusunda az tüketen insanlardanım ve limitini aşınca yemeğimi yiyemememe sebep olabiliyor. Neyseki abartı tuzlu gelmedi ve yiyebildim. Pilav ve patates kızartması ile yeşillikler vardı garnitür olarak. Pilav dünden kalma gibiydi ve patatesler dondurulmuş olanlarındandı. Biliyorum zaman& maaliyet gibi faktörlerden dolayı bunları küçük bir işletmede istediğim gibi bulmak zor. Ancak ben olsaydım o pilavı hiç koymaz, patatesleri de kendim soyar, kızartırdım. Çünkü o işletmeye ev yemeği tadında doğal ürünler daha çok yakışıyor.

Yemekten sonra kitaplarımı kurcalarken Earl Grey içerek Mozaik’teki keyifli saatlerimi noktalandırdım. Yemekleri “kötü” değildi, ama orayı o kadar seviyorum ki, onlardan daha iyisini bekliyorum. Özellikle “krepli” ürünlerini denemenizi tavsiye ederim. Hesaba gelince, sadece 20 tl’ye yedim içtim, serinledim.

Cafe’den çıkıp rıhtıma doğru yola koyuldum ve sıcak hava resmen yalayıp yuttu beni. Bir ara beyin kanaması geçireceğimi düşünür oldum.  Diğer yandan sadece salata yemediğim için vicdanımla sıkı bir pazarlık içerisinde girdim. Vicdanımı çok ağlamamasını sağlamak için de yukarıdan göbüşüme bir bakış fırlattım. Ayaktayken durumu hiç de fena değil, oturunca hamile bir kadını andırdığımı söylememe gerek yok sanırım.

Tchibo’da ne var ne yok bakabilirim diyerek girdim ve kendimce iki çeşit kahve ve mavi, çok güzel bir yatak ötüsü aldım. Anlayacağınız üzere bugün maaşımı aldım ve cebimde kalmaması adına elimden gelen eforu sarfettim.” İstanbul’da yaşam rehberi “ve “maaşınızla istediğiniz her şeyi yapabilme” konusunda kitap yazmayı ciddi ciddi düşünebilirim. Sınırlı bir bütçe ile borçlarımı ve faturalarımı ödemek, kitap,kıyafet almak, ev döşemek ve hayatta kalmak konusunda oldukça ustalaştım. ( yazar burada zengin olmadığını vurguluyor)

50 kuruş ödeyerek sokak satıcılarından birinden “buz gibi soğuk su” aldım ve sürüne sürüne minibüs durağına ulaştım. Minibüse bindiğimde ise “sıcak hava’nın” salgıladığı ter kokusu burnumu bir kez daha hırpaladı. Cam kenarına bir yere yerleşerek kendimi sığdırdım ve suyu bir dikişte içerek hayatta kalma mücadeleme devam ettim. Paramı şöföre uzatacak takatim kalmadığından yanımdaki kızdan rica ettim ve o da kendi parasıyla birlikte benimkini uzattı.

Minibüs otobüsten 2 kat daha hızlı evime ulaştırdı beni. Yolda gelirken hurda halinde kırmızı, eski model, üstü açık bir araba gördüm. Markası nedir hiç bilemem ama böyle böcek gibi, ama vosvos değil yani daha büyüğü. O arabayı görünce karar verdim, kendime bu tarz eski bir araba bulacağım ( ama otomatik vites de olmalı nasıl oalcak çözemedim) onunla deli deli dolanacağım istediğim her yerde.

Dolaşacağım dedim ya işte lisedeyken de iyi kompozisyon yazar, olayları güzel bağlardım. Buradan Alaçatı turu ve sonrasında devam edecek olan “Mutfaktaki Cadı ile Türkiye Turu” projeme gelmek istiyorum. Çalışmalarım sürüyor,  hiç yapmamış birine göre bence hoş olan bir sunum hazırladım ve bu turumu karşılayacak olan bir anasponsor arayışına girdim. Eğer şansım güzel gider ve yol masrafım ve cep harçlığımı çıkartırsam, yıl boyunca gidebildiğim her yeri dolaşacağım ve gittiğim her yerden yemek tarifleri toplayıp, sizlere yeni mekanların ve yeni otellerin hikayesini vereceğim.Şans pislik yapmayıp yüzüme gülmeye karar verirse, seneye bu zamanlarda ilk kitabımla sizleri selamlıyor olacağım. Kitabımın ana bölümlerini de belirledim : Cadı’nın Günlüğü, Butik Oteller, Mekanlar, Yemek tarifleri. Böylece derli toplu bir şekilde herşeye ulaşabileceksiniz.

Gelişmeler bu şekilde, azıcık fotoğrafçılık konusunda kitap okumam gerekecek çünkü bu turda fotolarımı da kendim çekmeye çalışacağım. Eh eciş bücüş fotoları paylaşamayacağıma göre çalışmam lazım. Gerçi kitap için profesyonel çekimler yapılacak ama site için de güzel fotolar koymalıyım. Neticede beni burdan takip edenleriniz bunu hak ediyorsunuz.

Yatak örtümü yatağıma serdim, kitaplarımı masama dizdim, aldığım filmleri izleme vaktim geldiğine göre kaçmam lazım demektir.

Aşk büyüsü üzerinizde olsun.

Cadınız

 

 

 

 

 

 

 

Share and Enjoy:
  • Print
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Blogplay
  • Blogosphere News
  • email
  • FriendFeed
  • LinkedIn
  • Live
  • MySpace
  • RSS
  • Technorati
  • Tumblr
  • Twitter
  • Yahoo! Bookmarks


Yorum Bırak

Additional comments powered by BackType

Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes