CADI’nın HİKAYESİ
Yüz sene kadar önce..
Efsaneye göre, yüz senedir, İstanbul’un üzerinde, yorulmadan, dur durak bilmeden süpürgesiyle uçan yalnız bir cadı yaşarmış…
Kimseyle konuşmaz kimseden birşey istemezmiş. Hiçbirşeye ihtiyacı olmadan yaşayabileceğine inanırmış. O kadar ki; yemek bile yemezmiş…
Bu cadının ismi, Gabriela’ymış. Atalarının taa Transilvanya’ya, Dracula’nın köşküne kadar uzandığı söylenirmiş…
Cadı Gabriela o kadar mutsuz o kadar üzgün görünürmüş ki, bu hüzün, yüzünün korkunç bir ifade almasına sebep olurmuş.
O kadar ki, anneler uyumayan çocuklarını Cadı Gabriela ile korkuturlarmış.
Gabriela’nın başına birgün korkunç bir şey gelmiş: Karnı Acıkmış..
Daha önce hiç tecrübe etmediği bu duyguya, bu açlık hissine Gabriela önceleri itibar etmemiş. Fakat bu açlık hissi bir süre sonra dayanılmaz bir hal almış.. Gabriela en çok zevk aldığı şey olan İstanbul’un semalarında süpürgesiyle uçmaktan bile zevk almaz olmuş.
Önceleri ufak ufak, balkonlardan, bahçelerdeki masalardan yemekler çalmış. Kurabiye, küçük bir pasta dilimi, sandviç içinden jambon, patates kızarması, kek..
Günler aylar geçmiş. Cadı Gabriela’nın artık en büyük eğlencesi olmuş yemek çalmak. Pikniklerin üzerinde uçuyor, kırıntılarla yetinmiyor, koca koca pirzola dilimlerini, bonfileleri mangalların üzerinden kapıyor ve en yüksek bir ağacın tepesinde onları afiyetle yiyormuş.
Bir gün, yine acıkmış.
Süpürgesiyle şehrin semtlerinin üzerinden uçarken aşağıda, gözüne koca koca çileklerin kremaların içinden taştığı bir doğumgünü pastası ilişmiş.
Doğum gününü kutlayan 7 yaşındaki bir çocuğun pastasıymış bu. Çocuğun tam arkasını dönüp bakmadığına emin olduğu bir anda, Gabriela süpürgesini hedefine doğru çevirmiş ve hızla gökyüzünden aşağı doğru kaymaya başlamış.
Pastaya yaklaşmış yaklaşmış yaklaşmış, bir hamlede kapmış koca pastanın tümünü ve aynı atiklikle hemen ordaki en yüksek ağacın en tepesine konmuş ve çilekli doğumgünü pastasını zevkle ve yüzünde inanılmaz bir huzur ifadesiyle yemeğe başlamış.
Tam o sırada, birdenbire,
Aşağıdan kendisine bakan küçük çocukla gözgöze gelmiş. Küçük çocuk pastası önünden alındığı için ağlamıyor, aksine garip bir tebessümle ve hayret ifadesiyle ağacın tepesinde müthiş bir mutlulukla kendinden geçerek pastasını yiyen Gabriela’ya bakıyormuş. Ve çocuk o sırada hemen yanıbaşına gelen annesine dönerek;
-”Anne” demiş. “Farkındamısın? Gabriela artık ne kadar mutlu..”
Bu fısıltı gibi cümleyi ağaçın taa tepesinden duymuş Cadı..
Gabriela. “Gabriela artık ne kadar mutlu”
-Evet mutluyum demiş Gabriela. Yemek yerken mutluyum, çocuklarlayken mutluyum, insanlarlayken mutluyum. Ben artık mutluyum demiş.
Aşağı inmiş ve geri kalan pastayı hep birlikte tüm aile yemişler. Gabriela çocuklara yüz yıllık cadı hikayeleri anlatmış, cocuklar da Gabriela’ya karşılığında en sevdikleri yemekleri anlatmışlar.
O günden sonra Gabriela, annelerin çoçularını korkutmak için ismini söyledikleri bir cadının yerine her çocuğun en yakın arkadaşı, sırdaşı, mutsuzları güldüren, partiden partiye koşan, mutlu bir cadı haline gelmiş.
Fakat birgün, yemek yemek yetmez olmuş Gabriela’ya. Yüzünü yine hüzün kaplamış, yüzüne vuran o güzel ışık sönmeye başlamış.
Taa ki yoktan çıkan bir prens kulağına o sihirli cümleyi fısıldayana kadar..
“Bana çok güzel yemekler pişir”
Gabriela’nın yeniden içini o müthiş heyecan kaplamış. Yemek pişirmeyi öğrenmeyi istiyor ve bu uğurda herşeyi yapabileceğini, göze alabileceğini hissediyormuş.
Bu zor sanatı tek başına öğrenemeyeceği için kendi kendine müthiş bir plan yapmış.
İstanbul’u, Türkiye’yi dolaşacak, restaurantlar, cafeler, oteller nerede yemek pişiriliyorsa ziyaret edecek, misafir olacak ve yemek tariflerini toplayacak…
Hatta öyle ki, kimi gün en pahalı kimi gün en ucuz restoranlarda şef bıçağını eline alıp yavaş yavaş kendisi de bu işi öğrenecek ve Prensin kulağına fısıldadığı cümleyi hiçbir an aklından çıkarmayıp kendini geliştirmek için tüm vaktini her anını mutfaklarda geçirecekmiş.
Cadı Gabriela’nın ismi, bundan böyle; “Mutfaktaki Cadı Gabriela” olmuş.
Ve tüm insanlar, Mutfaktaki Cadı Gabriela’nın, “Olmayan bir şehirden gelen bu Prens’in” kulağına fısıldadığı şeyi başarıp başaramayacağını merak eder olmuşlar ve bunu ögrenmek için http://www.mutfaktakicadi.com u takip eder olmuşlardı.
………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
Modern Zaman Cadısı
2004 yılında Yeditepe Üniversitesi, İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü‘nü bitirdi.
2007 yılında Yeditepe Üniversitesi, Halkla İlişkiler ve Tanıtım Master Programını bitirdi.
2008 yılında Antropoloji doktorasına başladı ancak İletişim Fakültesinde Medya Çalışmaları Doktora Programı açılınca Antropoloji Doktorasını yarıda bırakarak, Medya Çalışmalarında eğitimine başladı ve halen Yeditepe Üniversitesi’nin kadrolu öğrencilerinden biri olmaya devam etmektedir. Akademik çalışmaları internet,sosyal medya, yeni iletişim teknolojileri ve gazetecilik üzerine yoğunlaşan Modern Zaman Cadısı’nın hedefi, akademisyen kimliğinin yanı sıra, kurum ve kişilere “sosyal medya danışmanlığı” yapmak ve bu alanın gelişimine katkıda bulunmaktır.
2004 yılının Kasım ayında profesyonel iş hayatına Yeditepe Üniversitesi, Halkla İlişkiler ve Tanıtım Biriminde başlayan Modern Zaman Cadısı, sonrasında sırasıyla: Yeditepe Üniversitesi Hastanesi, İstek Servis A.ş ve Dalgakıran Kompresör’de yönetici olarak çalıştı. Son bir yıldır Yeditepe Üniversitesi’ne bağlı hizmet veren Doğa Tatil Köyü’nde Satış Pazarlama Yetkilisi olarak çalışmaktadır.
EDİT: Şu anda Yeditepe Üniversitesi, Kurumsal İletişim Departmanı’nda Kurumsal İletişim&Sosyal Medya Uzmanı olarak çalışmaktadır.
………………………………………………………………………………………………………..
